Menü Kapat
İyi Toplum Yoktur

Kitabı  elime alıp arka kapağını okuduğumda kitap, ilginç ve okunmaya değer gelmişti. Sayfalar aktıkça ilginçlik farklı boyutlar kazansa bile okunmaya değerlik  sabit kaldı. Yazar kitapta sade ve akıcı bir dil kullanmıştır. Bu da kitabın anlaşılır olmasını sağlamıştır. Herkesin okuyabileceği ve anlayabileceği bir kitaptır. Yazarın da  amacı bu olsa gerektir. Düşünce kitabı yazan hele de toplumu anlatan bir yazar seslendiği kitleye sesini sade ve anlaşılabilir bir üslupla duyurabilir.

Kitaba dair birçok katıldığım ve eleştirel baktığım nokta oldu.Topluma çok olumlu bakan veya toplumun mükemmel olduğunu düşünen bir insan değilim. Mükemmel bir düğün veya pahalı bir gelinlik  hayal eden biri  de olmadım hiç. Hep hedeflerim ve hayallerim farklı doğrultuda oldu. Ama en büyük hayali gelinlik giymek olan bir insanın hayaline her zaman saygı duydum ve bu hayalin altında çok farklı anlamlar aramadım. Hayal etmek güzeldir ve her insanın hayali kendine özgüdür.

Kitap toplumun bir çok özelliğini ele almış ve altında yatan sebepleri kendince öne sürmüş. Fakat bunlar bana çok abartılı eleştiri olarak geldi. Evet toplumun yaptığı çoğu hareketin altında farklı amaçlar olabilir ama bunları tamamen olumsuz olarak ele alırsak o zaman toplumdan kendimizi tamamen soyutlamamız ve kendi içimize kalmamız durumu ortaya çıkacaktır. Düğün veya evlilik kısımlarında katıldığım bir çok görüş olmasına rağmen katılmadığım çok sayıda görüş de oldu. Mesela düğün törenleri öyle aşırı abartılacak kırk gün kırk gece kutlanacak bir eğlence kaynağı olmamalı mütevazi bir şekilde aile büyüklerinin katılımı ile sade bir tören şeklinde yapılmalı.

Yazarımız evliliğe sadece cinsel yönden bakmıştır ama bence bu dar bir bakış açısıdır. Çünkü evlilik iki insanın hayatın bu dayanılmaz yükü karşısında bir birlerine yoldaş olarak yükü hafifletmek ve duygusal yönden kendini ve karşısındaki tatmin etme durumudur -ki aşka inanan biri olarak aşkı ve sevgiyi asla yabana atamam.

Bayramlar hakkında  aşırı tüketime yol açtığını söyleyen yazara hak vermek gerekir. Maalesef gününüz toplumunda bir hastalık haline gelmiş olan tüketim bayramlarda da kendine göstermekte. Fakat bunu öne sürerek insanları bir araya getiren ve az bile olsa bir dayanışma durumu oluşturan bayramları kutlamamak bana doğru gelmiyor. Olaylara çok boyutlu bakmak gerekir. Her şeyin içinde iyi bir taraf ve kötü bir taraf bulunur sizin nereden baktığınız tarafınızı belirler. Ama kendi baktığınız açının yüzde yüz doğru olduğunu savunmak biraz hoyratça olabilir.

Yazar kitabın diğer bir kısımda ise masallar üzerinde durmuştur. Bu konuda yazdığı çoğu fikre katıldım çünkü masallarda kadının oldukça pasif bir rolünün olması ve her zaman kendini kurtaracak bir prens beklemesi çocuklar için rol model olabiliyor. Ama her insan özeldir ve bunun kadın veya erkek olmakla alakası yoktur. Herkes kendi hikayesini kendisi yazar bunun için Başka birine ihtiyaç da yoktur. Masallarda belirtilen hep daha iyiler ve daha kötüler vardır kesinlikle orta yoktur ve seçim yapılmak zorunda bırakılır insanlar ya iyi olacaksın ya da kötü.. asla unutmaman gereken bir şey de var ki iyiler her zaman kazanır. Hayatta ise orta vardır. Farklılıkların bütünlüğü vardır.  Sanırım masallarla büyütülmüş çocukların durumun farkına varması ve dünyayı tanıması için en az yirmi yaşına gelmesi gerekir.

Kitap ile kendi fikirlerimi denkleştiremediğim bir husus ise Hz. İbrahim ve hz. İsmail kıssası konusunda oldu.

Yazar İbrahim’in kurban edilişini yanlış bulmaktadır ve bu duruma karşı çıkması gerektiğini düşünmektedir. Ama inanmak böyle bir durum değildir. İnanan insan teslim olan insandır. Soren Kierkegaard’ ın Korku ve Titreme kitabında bu durum hakkında derinlemesine düşünülmüş ve İbrahim’in teslimiyeti üzerinde durulmuştur. İbrahim de İsmail de teslim olandır ve günümüz inanışı ile onların durumunun doğruluğunu tartışmak çok olumlu sonuçlar vermeyebilir. Zaten Onların yaptıklarını sadece inancımız doğrultusunda algılayabiliriz.

Kitap iki bölümden oluşmaktadır ve ikinci bölümde yazara katıldığım çok daha fazla husus vardır.

Yazar ikinci bölümde kadın ve çocuk üzerinde daha fazla durmuştur. Maalesef kadın her zaman bir nesne olarak görülmüş ve ona göre muamele edilmiştir. Oysa kadın erkekten sadece biyolojik farklılıklar bakımından ayrılan en nihayetinde bir insandır. Kadına ev işi yapma rolü verilmiş ve bu işi yapmadığı takdirde oldukça kusurlu bir varlık olarak addedilmiştir.  Oysa kadın için biçilen rol tabi ki evi temizlemek, yemek yapmak veya ütü yapmaktan ibaret değildir. Yazarımızın da ifadesi ile kadınlar onlara biçilen rollerden daha fazlasıdırlar..

Diğer Bursiyer yazılarına gitmek için tıklayınız

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

%d blogcu bunu beğendi: