Menü Kapat
Kıyı

Moda Sahnesi 3 yıldır düzenli olarak konuk olmaya çalıştığım, aynı tadı başka bir yerde asla bulamadığım bir mekan, hikayelerinin, oyuncularının, yönetmenlerinin hepsinin çok başarılı işler çıkardıklarını düşünüyorum. Fakat burayı diğerlerinden ayıran en önemli özelliği seyirci kitlesi. Çoğunun düzenli tiyatro seyircisi olduğunu, üzerinde tartışan ve düşünsel olarak değer veren insanlardan oluştuğunu düşünüyorum. ‘ Kıyı’

3-4 yıldır oynanan oyunların hala kapalı gişe olması bu tüm bahsettiklerimin ortak ürünü bence. Oyuncular teker teker sahneye geliyor, sahnede bir kesit var oyuncuları bizden ayıran bir set gibi daha çok, Tüm oyuncular tek tek giriş yapıyor ve enstrümanını eline alan müziğe dahil oluyor. ışıklar henüz kapanmadı, herkes telaşla konuşmalarını tamamlamaya çalışıyor oyunun başlangıcı bir provaymış hissi veriyor. Müzik öyle güzel ki hep arka fonda farklı tınılarda oyunla birlikte devam etmeli diye geçiriyorum aklımdan . 150 dakika, 2 perde halinde oynanan Kıyı konusu bakımından oldukça kapsamlı, tüm bu yeryüzünün ortak hikayesinin Wajdi Mouwad’ın metninin etrafından bize sunulduğu bir oyun. Lübnandaki iç savaştan yola çıkıyor fakat sadece Lübnan’ı anlatmıyor. Coğrafya ve belirli bir tarih olmadan henüz bitmemiş bir hikaye var. Hikayenin içindeki morg levazımatçısı hamlet’ten, oeidipus, prens mişkin…her yerden bir şeyler var açıkçası.

Kıyı

Oyunun başlangıcında hayali bir hakime Wilfrid anlatıyor. Sanık sandalyesini diğer oyuncular ellerindeki tahtalarla oluşturmuş. O gece yaşadıklarını anlatıyor ve babasının ölüm haberini aldığı anı.. Wilfrid’in hayali arkadaşı şövalye oyun esnasında başı sıkıştığında her an yanına koşuyor yıllardır ona sırdaşlık ediyor hepimizin istediği türden doğrusu 🙂 Wilfrid şövalyeye babasinin öldüğünü söyleyince verdiği cevap ise’ bu her babanın oğlundan önce yapması gereken bir şeydir’ demesi bizi olağan ölümlerin huzuruna götürüyor, unuttuğumuz bir şey ne de olsa…

Sonrasında bu ölüm tüm hikayenin bel kemiğini oluşturuyor.

Wilfrid’in daha önce duymadığı henüz ölmüş babasının ve onu doğururken ölmüş annesinin hikayesi birden beliriyor. Savaş, sürgün, katliam ve göçün içinde doğmuş eski bir aşk hikayesidir onlarınki. Ve babası yıllar önce göç ettiği topraklarda ilelebete kavuşmak istemektedir. Uzun bir yolculuktur Wilfrid ve sırtında taşıdığı babası için. Yolda elbette yalnız değiller. Savaşın ardından yaşamayı başarabilmiş bazıları mezarının yerini bilmedikleri onlarcasına olan inançlarıyla Wilfrid’in babasını gömme arzusu taşırlar. Artık sadece bir ölü beden değil bir semboldür de. Karşılaşılanlar kadrosu oldukça geniş ve dopdolu hikayeler var.

Simone’un ağıtları ve çağrıları var. Tüm insanlığa.. ‘Yolların kesiştiği yerde rastlayacaksın sen de ötekine.’

Mert Şişmanlar diyor ki: sanki 2500 seneyi bir akşamda anlatmamız gerekiyor.

Sonraları bu 2500 yıllık acıyı Wazaan’da görüyoruz. Kör bir bilge gibi düşünebiliriz karanlığı hiç görmedim diyor. Aslında karanlığın içinde var olmuş. Jossephine’e antigone diye sesleniyor. Antigone, babasının cesedine sahip çıkmak uğruna toplumla yüzleşen karakterken bu oyunda tüm ölülere sahip çıkan, ölü insanların isimlerinin yazdığı rehberleri taşıyarak daha kutsal bir karakter var bu Jossephine.

Bir mezar bulmak ne kadar zor olabilir ki cümlesi her metrekaresi kemiklerle ve ölü bedenlerle kaplı topraklar için çok da geçerli değil. Bakıldığında bu tüm coğrafyanın ortak kaderidir. Garipsemeyin, düşünün…

Bir toprak ağası var keyfinden ödün vermeyen, her şeye rağmen lüks hayatından hiçbir zerre eksilmemiş olan. Bu savaştan beslenen kesimi anlatıyor benim gözümde. Bir tek onun topraklarından çare umarken o ‘bahçeme neyi gömeceğimi bilmem lazım’ diyor. Ucunda çıkar olmayan işe yanaşmıyorlar ve belki hayatta kalmalarını da bu vahşiliklerine borçlular. Simone babanın mezar taşına sahip olması konusunda ısrarcı. Hepimiz kaybettiklerimizi yazarız o taşa diyor. Fakat bir köyde eğer ölüye yer yoksa diğer beklentiler de anlamsız kalıyor.

Ve kıyı…

Herkes babanın huzur bulacağı yerin bu okyanus kıyısı olduğunda karar kılıyor. Sulara karışıp giden cesetle, herkese biraz huzur kalıyor. Üzerinde düşünülmesi günler alacak, birden fazla kez gidilmesi gereken bir oyundu. Kendini sadece bu günden değil geçmişten de sorumlu hisseden herkese selam ve bolca hasret…

Diğer Bursiyer yazılarına gitmek için tıklayınız

Ana sayfaya gitmek için tıklayınız

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

Posted in Bursiyerler, Tiyatro