Menü Kapat
Korku

28 Şubat 2019 günü Kadıköy Theatron’da Korku adlı oyunu izlemeye gittim. Stefan Zweig’in öyküsünden uyarlanmış bir saatlik bir oyun olan Korku’da, Zeynep Aytekin ve Kerim Urun’un canlandırdığı Irene ve Fritz’in içsel bunalımlarının; evliliklerini ve birbirlerini nasıl etkilediğini anlatılıyor. Oyuna dair en çok beğendiğim şey Irene adlı karakteri canlandıran Zeynep Aytekin oldu. Oyun bize Irene’in bakış açısından gösterildiği için, onu anlayabiliyor ve derinlemesine görebiliyor olmamız gerekirdi ki Zeynep Aytekin tamamen Irene’in karakterine bürünmüş, onu da biz seyircilere güzel bir yorumla sunmuştu. Bunun dışında başrol iki oyuncu Kerim Urun ve Zeynep Aytekin’i seslerini kullanmakta çok başarılı buldum. İkisinin de diksiyonu çok iyiydi. Sadece sahne kullanımı ve dekor konusunda kötü bir eleştiri sunabilirim, fakat bunu da sahnenin küçük oluşuna bağlıyorum.

Korku ‘da;

Irene adlı evli bir kadının, kocasını aldatıyor olduğu gerçeğinin ortaya çıkma tehlikesi baş gösterdiğinde yaşadığı psikoloji ve bunun çevresinde gelişen olaylar anlatılıyor. Kocasını, Eduard adında bir adamla birlikte aldatırken, Eduard’ın nişanlısı olduğunu iddia eden bir kadın tarafından şantaja uğrayan Irene, yalanını sürdürmek ve doğruları bir bir kalbinden dökmek arasında kalıyor. Affedilmeme korkusunun yanı sıra, bundan utanç duyduğunu da belirtiyor sözlerinde. İnsan, içinde dışarı çıkmak isteyen bir doğruyu hapsetmeye çalışırken, kendi benliğinden çok şey kaybediyor. Irene’in de kendi doğrularını saklarken, çok yorulduğunu ve kendi içinde ne çok şey kaybettiğini sezebiliyoruz.

Irene bu iç savaşlarında cephe alırken,

Eduard adlı karakter oyunda neredeyse hiç yer almıyor, bir replikten öte bir varlığını görmüyoruz. Bunun sebebi aslında Irene’in ihanetinin, Irene bunu kabul etmeyecek olsaydı dahi, Eduard’ın kişiliğine veya kimliğine bağlı olmamasıdır. Aslında konu “aldatmak” olduğunda; insan kalbi ve aklı, her zaman aldatılan insanın eksiklerini vurgularken, birlikte aldattığı insanın biricikliğini ortaya koymaya çalışır. Bu bir nevi insanın kendi vicdanını rahatlatma ve kendinden kaçma yoludur. Fakat bu oyunda, Eduard’a dair belirgin bir kişilik çizilmemişken, Fritz’e dair de kötü bir profil oluşturulmamıştır. Velhasıl bizim bu oyunda asıl anlamamız gereken, üzerine düşünmemiz, kafa yormamız gereken şey Irene ve Eduard’ın yasak ve tutkulu aşklarından ziyade, Irene’in ihaneti, vicdan sorgulaması ve içsel savaşıdır.

Korku ‘ya farklı bir açıdan bakarsak,

aslında biz bütün oyun, Irene ile birlikte çaresiz günleri yaşarken, oyunun asıl yazarının Fritz olduğunu fark etmeyiz. En başından beri her şeye hakim göz odur. Irene’in yalanları birbirini kovalarken, Fritz ona ve bize karşı bir sürü yönlendirmelerde bulunur. Irene ise her seferinde kaçar, başka bir bahaneye sığınır ve yalanını sürdürür. Fritz’in pes etmemesi ve bu oyunu sürdürmesi ise korkunç bir felakete yol açacaktır. Aslında kendi yazdığı oyunun kurbanı olur Fritz. Çünkü en başından beri tüm bunları Irene’in hatasını anlayıp kendisine dönmesi için yaptığını söylerken, tüm bu oyunlar, Irene’in iç bunalımlarına ve psikolojisinde açılan çok derin yaralara sebebiyet vermiştir. Öyle ki Irene, bu yalan altında ezilmek ve doğruları söylemek korkusu arasındaki eşikte öyle boğulmuştur ki, intihara yönelmiştir. Bu da kitabın finalinin aksine, Irene’in Fritz’i terk etmesine sebep olur. Fritz’in kaybedişi vurgulayan çığlığıyla da oyun sona erer.

Diğer Bursiyer yazılarına gitmek için tıklayınız

Ana sayfaya gitmek için tıklayınız

Posted in Bursiyerler, Tiyatro

Benzer Yazılar