Menü Kapat
Rulet01

Kumbaravan sayesinde izleme fırsatı bulduğum bu ilk oyun Rulet. Küçük bir sahnede sergilenmesine karşın, gerek dekor ve kostüm, gerekse oyuncuların performansı olarak asla hayal kırıklığına uğratmadı; her şey fazlasıyla profesyoneldi.

Bir insanın savaş şartları altında nasıl kendine dahi yabancılaşabileceğinin çok vurucu bir kanıtıydı Rulet. Etkileyici bir anlatımla ifade edilen diyaloglar etrafında dönen ve her bir kelimesini zihninizde canlandırmanızı sağlayan bu oyun; tek perdede vermesi gereken her şeyi ve daha fazlasını izleyiciye verdi. Oyun sonunda ulaşılan noktada, izleyici bir nevi kendi vicdanıyla baş başa bırakıldı ve erdem nedir? ahlak nedir? gibi çok temel kavramları dahi içsel bir şekilde sorgulamama neden oldu.

Rulet

Çok şükür ki, daha önce hiç savaş görmedim, nesil olarak görmedik. Savaş geçirmek, savaştan geçmek; insan halinle sualsizce karşındaki insanların canını almak kolayca alışılabilir ya da kaldırılabilir bir şey değil. Oyunda, savaş sonrası esir düşmüş iki Alman askerinin hayatlarının bir kesimine şahit olduk. Zulmeden tarafta olan bu askerler, pişmanlıklarını anlattılar birbirlerine, artık bu savaşın bitmesini istediklerini ve kurtulup evlerine dönmek istediklerini.

Bir aydan uzun süre zaman geçirdikleri hücre gibi, en saf duygularını ve çaresizliklerini de  birbirleriyle paylaştılar ve önce aralarında kurulan bu bağa şahit olan bizler, sonrasında görünüşte acımasız bir ihanetle sarsıldık. Hayatta kalmak için, bir insanı öldürmenin, başkasının yaşama hakkını elinden almanın nasıl kolayca vuku bulabileceğini yaşadık. İnsanın en temel içgüdüsü olan yaşama tutunma arzusu söz konusu olduğunda erdemi de, ahlakı da, saygıyı da bir kenara nasıl fırlatabileceğini bizzat gördük. Fakat diyemiyorum ki öyle olmamalıydı, çünkü bence oyunun izleyiciye fark ettirdiği mühim bir şey daha var, o iki Alman askerinin ya da sonradan kurguya dahil olan Rus kumandanın yaptıkları ya da söyledikleri kanımızı dondursa da, onları yargılamaya hiç hakkımız yok. En azından, ben bu hakkı göremedim kendimde. Ben ne savaş bilirim ne de hayatta kalmak için sınırların nasıl zorlanabileceğini; savaşın getirdiği bir dünyanın gerektirdiği kurallara uyarak hayatta kalmaya çalışan 3 farklı insanı ben ancak anlamaya çalışabilirim, yargılayamam.

Oyunun da seyirciye vermek istediği fikirlerden birinin bu olduğunu düşünüyorum. Oyun zaten başlı başına savaşın hayatları nasıl kararttığına da çarpıcı bir vurguydu. Oyuncuların büyük bir adanmışlıkla yansıttığı karakterler, sıkça konuşmalar üzerinden ilerlese de asla sıkıcılaşmayan bir kurguya yerleştirilmişti. Oyunu baştan sona kadar, kurgusu, dekoru, müzikleri ve oyunculuklarıyla fazlasıyla etkileyici buldum, çok beğendim. Bana bu fırsatı sağlayan tüm Kumbaravan ekibine ve burs verenlere teşekkür ederim.

Fade Sahne

Diğer Bursiyer yazılarına gitmek için tıklayınız

Ana sayfaya gitmek için tıklayınız

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

Posted in Bursiyerler, Tiyatro