Menü Kapat
Veronika’nın Dünyası

Öncelikle bu oyun Kılçık Mekan’da her pazartesi oynanacakmış. Geçerken uğranacak kadar samimi bir ortama sahip bu mekan. Seyircinin beklentisini karşılayacak düzeyde kaliteli bir oyun, ne iyi ettik de geldik dedirtir. Herkes otursun kendi deliliğine pay biçsin artık. Hayır. Sana deli demek istemedim, sadece deli kime denir onu düşünüyorum hala. Çünkü : Keşke herkes kendi içsel deliliğini bilse ve onunla yaşamayı öğrense. Dünya daha kötü bir yer mi olurdu? Hayır, insanlar daha yürekli daha mutlu olurlardı.’’ Ben demiyorum roman diyor.

Şahsen ben bu delileri bir kere daha görmesem gece rüyamda rahat bırakmazlar gibi geliyor Bakırköy’de staj mı gördünüz bu kadar yetenek ne mümkün 🙂 Kadro çok sağlam, şenlik vaaar. Bir tarafım, Hayır gülmeyeceğim deliliğin nesi komik derken diğer tarafım e komik işte diyerek bastı kahkahayı 😂 Neticede kendi halimize gülüyorduk da burası çok derin mevzular, geçelim.

Paulo Coelho’nun Veronika Ölmek İstiyor romanından Ayçe Abana tarafından uyarlanmış. Bu kaçıncı melankoli konulu oyunum bilmiyorum ama bu intihar eğilimi dediğimiz psikolojik travmalar, uyumsuzluklar, bunalımlar iç dünyamıza musallat olduğu gibi direkt sanat dünyasında da yansımasını bulmuş vakti zamanında. Uyarlanışında ise sosyal medya terörü ve iş hayatımızdaki emek sömürüsünün bizzat bu semptomları tetiklemesi oyunda derinlemesine işlenmiş.

Veronika hayatında hiç mutlu olmadığını hissediyor, adeta kapana sıkışmış ve kendini bu durumdan çıkaracak gücü bulamayınca intihara girişiyor. Çevresinden, ailesinden pek de bir şikayeti yok aslına bakarsak, tam olarak şikayetinin olmamasından ve yaşadığını hissedememesinden şikayeti var. Kendi kendini keşfettirecek olan şey ise kendine geldiğinde kapatıldığı akıl hastanesi olacak. Orada her şey o kadar gerçek ki Veronika’nın aşkla tanışması, çevresine yaydığı yaşam enerjisi kısa zamanda tüm vazgeçmişlerin hayatlarına sızacak.

Görece delilik, normalliğin bir fikir birliğinden başka bir şey olmadığını savunur. Çoğunluğun neyi anormal bulduğunun pratikte değersiz oluşunun ise tarihte derin izler bırakan insanların o zaman içerisinde ‘deli, çıldırmış’ ilan edilmesinden anlaşılması zor olmuyor.

Bu hastane başka hastane (villet), bu doktor hiç sıradan bir doktor değil ( dr. Igor),  Eduard’ın şizofren olduğunu söyleyenler ne biliyor? Mary: o hem iyi bir dost hem de akıllı bir deli.

Mutlu sonu hazırlayan ise, umutsuzluğa teslim olmuş bir bedenin hayatı keşfetmesiyle umudun ne kadar küçük bir yerden yeşerdiğinin ve yayıldığının hikayesi.Veronika ve Mary romandaki uzun didaktik repliklerin adeta sözcüsüydü. Hepsi birer hayat dersi niteliğinde olduğundan dolayı biraz dinlemek ve anlamak gerekliydi.

Gidelim, dinleyelim, anlayalım. Birbirimizi anlamak için.

Aşka gelince, büyüsü çok dramatik işlenmişti. Etkileyiciydi ama bu, oyunu modernden klasiğe yaklaştıran bir tercih olmuş.

Müziklerrrr, sahnenin arkasında benim oturduğum yerden görülebilen piyanistimiz Yunuscan Kaya oyunun genel müzik direktörlüğünü yaparken sahnede yer alarak oyuna piyanosuyla ritim katmıştı. Hallelujah ve daha birçok şarkıyı piyano eşliğinde Ayçe Abana’dan yani Veronika’dan dinledik. Müzik tutkuyu beraberinde getirdi bu oyunda. Aşkın ve müziğin büyüsü iyileştirdi iki yıpranmış kalbi. İyileşti ve birleştirdi, özgürlüğe uçtular birlikte.

Sahneyle iç içe olmamı sağlayıp, içimizi ısıtan herkese ayrı ayrı teşekkürler.

Diğer Bursiyer yazılarına gitmek için tıklayınız

Benzer Yazılar

Bir cevap yazın

%d blogcu bunu beğendi: